Migren merkezi sinir sisteminin oluşturduğu şiddetli baş ağrısı olarak tanımlanmaktadır. Nörolojik bir sağlık sorunu olan migren son yıllarda en fazla rastlanan hastalıklar arasındadır. Migren, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından dünyada iş yapamamaya yol açan hastalıklar arasında 19. sıraya (kadınlarda 12. sıraya) yerleştirilmiştir. Prevelansı giderek daha da artmaktadır.
Bazı gıdalar vazodilatör ve vazokonstriktör etkiye yol açmaktadır. Bu durum nörolojik olarak etki yaratıp migren tipi baş ağrılarının oluşumuna etki etmektedir. Migren mekanizması tam olarak bilinememektedir. Teşhis koyulabilmesi için tüm hikayeye bakmak önemlidir. Daha sonra ise migren tipine göre tedavi ele alınmaktadır. Bu yüzden migren önleyici tedavi yerine atak dönemlerinde şiddetini azaltmak ve atakların oluşum sıklığını engellemek amaçlı farmakolojik tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Beslenmenin de migren tedavisinde büyük önem taşıdığı aşikardır. Birincil olarak uzun süre aç kalmanın migren oluşumunu etkilediği bulunmuştur. Daha sonra ise migren stimüle edici besinlerin tüketilmesi, yeme bozuklukları sonucu mineral eksikliği ve gıda katkı maddelerinin baş ağrısı oluşumu ve şiddetinin artmasında etkili olduğu tespit edilmiştir. Besinlerin tek olarak tüketilmesi her zaman baş ağrısı oluşumuna neden olmaz. Toksik olarak birikimi sonucu da oluşmaktadır. Bazı kişilerde ise gıda intoksikasyonu sonucunda baş ağrıları görülmektedir.
Mikroorganizmalar besinlerin işlenmesi, olgunlaşma ve depolanması sırasında biyojen amin oluşturmaktadır. Biyojen aminler ise migren oluşumuna neden olmaktadır. Migren hastalarına gıdaların migren üzerindeki etkisinin araştırılması için besin tüketim kayıtları alınıp hangi besinlerin migren oluşumuna neden olduğu ve baş ağrısının şiddetini arttırdığı bulunabilmektedir.
Kafein
Kafeinin baş ağrısını tetikleyici rolü bulunmaktadır. Sürekli olarak kafein alan bireylerin kafein tüketimini azaltması veya tamamen bırakması durumunda baş ağrısı oluşmaktadır. Kafeinin damarları genişletme özelliği beyin sinirlerinin stimüle edilmesine ve migrenin oluşmasına neden olmaktadır. Çay, kahve, çikolata ve bazı meşrubatlarda bulunmaktadır. Sadece sürekli tüketilip tüketiminde azalmayla değil aynı zamanda günlük küçük miktarlarda tüketip dozu arttıran bireylerde de baş ağrısı oluşmaktadır. 50-300 mg kafein tüketimi dikkati arttırır, enerji artışını sağlamaktadır. Ancak 300 mg’dan fazla tüketilmesi halinde huzursuzluk, öfke ve baş ağrısına neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle her gıdada esas olduğu gibi kafein tüketiminde de denge önemlidir.
Çikolata
Migren ile ilişkisi migrenli hastalarının çoğunun baş ağrısının çikolata kaynaklı oluştuğunu söylemesinden kaynaklanmaktadır. Ancak yapılan araştırmalar bu durumu tersine çevirmiştir. Feniletilamin çikolatanın içeriğinde yüksek oranda bulunmaktadır. Feniletilamin birikiminin klinik bulguları; tansiyon yükselmesi, alerji oluşumu ve baş ağrısının oluşmasına neden olmaktadır. Bu belirsizliğin nedeni biyojen aminlerin insanlar üzerindeki etkilerinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden migrenli bireylerin günlük besin tüketim kaydının tutulması ve çikolatanın migren tetikleyici etkisi olduğu ortaya koyulursa o birey için diyetinde azaltılması ya da çıkartılması gerekmektedir.
Alkol
Alkolün baş ağrısına neden olduğu bilinmektedir. Alkolün migreni tetiklemesinin altında yatan mekanizmanın etanol, biyojenik aminler, sülfitler, fenolik flavanoidler, trambositlerden seratonin salınımı, dehidratasyon oluşturmasıyla ilişkili olduğu düşünülmektedir.
Şaraptaki biyojen amin miktarına bakıldığında şarap yapımında kullanılan maddelerin güvenilirliği, hijyen koşullarının uygunluğu, depolanma zamanı amin oluşumuna neden olmaktadır. Şarapta histamin, putresin ve tiramin birikimi çok görülürken, kadaverin ve feniletilamin miktarı daha az bulunmaktadır. Üretim esnasında kullanılan üzüm kalitesi ve imalattaki kontamine olması putresin ve kadaverin oluşumuyla ilişkilidir. Leuconostoc Mesenteroides tiramin ve histamin birikimine sebebiyet veren mikroorganizmalardır. Birçok metabolizmal olaylar sonucunda migren oluşmaktadır. Alkollü içeceklerden kırmızı şarabın baş ağrısının görülmesine daha büyük etken olduğu bilinmektedir.
Peynir
Peynirin çeşitlerine göre de bu durum değişmektedir. Yapılan çalışmalar da sert peynirlerde, yumuşak peynirlere oranla daha fazla biyojen amin görülmüştür.
Çok fazla ısı ve oluşmasında kullanılan fazla süre biyojen amin oluşumunu arttırmaktadır.Peynirde biyojen amin oluşumunun önüne geçilmesi için birçok etken üzerinde durulması gerekmektedir. Özellikle histamin oluşumu en zor önlenen zehirlenmedir. Çünkü dışarıdan değil sütün içindeki laktik asit bakterilerinden kaynaklanmaktadır. Amin oluşumundan korunmak için peyniri saklama ısısı. pH, üretiminde kullanılan sütün pastörize olması, sıcaklık gibi ekzojen faktörlerin üzerinde çalışılıp amin oluşumunun önlenmesi gerekmektedir.
Su
Su tüketimi yeterli olmadığında intraselüler ve ekstarselüler sıvıda azalma; osmolartite, serum sodyum seviyesi ve renin aktivisinde artış olmaktadır. Dehidratasyon sonucu vazokonstrüktif etki oluşup baş ağrısı meydana gelmektedir.
Su tüketimi ve baş ağrısı oluşumu iki tıp öğrencisinin küçük yaşlarda iken yeterli su içmemeleri sonucunda meydana gelen baş ağrısı, odaklanamama, aksiyete ve solgun olarak tanımlanan cilde sahip olmasına neden olmuştur. Daha sonra ise su ve baş ağrısı üzerine çalışmalarda bulunulmuştur. Ancak yetersiz su tüketimi sonrası meydana gelen baş ağrısının su tüketiminden yaklaşık 30 dk içerisinde geçmesi yetersiz su tüketiminin migrene neden olmadığını geçici baş ağrısına sebep olduğunu göstermiştir.
Uzun Süre Açlık
Tek öğün beslenme, aç kalarak zayıflamaya çalışma, uzun süreler yeterli ve dengeli beslenmeme gibi durumlarda migren oluşmaktadır. Özellikle diyabetli bireylere diyetisyenlerin 3 ana 3 ara öğün beslenmeleri konusunda uyarmalarının nedeni glikoz rezistansını önlemek insülin direncini kırmak için önerilen bir tedavi yöntemidir. Uzun süreler aç kalındığında glikoz seviyesinin düşmesine buna bağlı olarak baş ağrılarının oluşması görülmektedir. İşte bu yüzden migrenli bireylerinde beslenme düzenlerine dikkat etmeleri 3 ana ve 3 ara öğün beslenme modelini benimsemeleri gerekmektedir.
Gıda Katkı Maddeleri
Piyasada artan yarış müşterinin arzu ettiği görünüm, tat ve raf ömrünü uzatmak için sağlığı tehdit eden unsurları görmezden gelip katkı maddelerinin kullanımı arttırmıştır. Bilinçli olmayan tüketiciler sağlık üzerindeki riskler konusunda maalesef farkında değildir. Katkı maddelerin de o ürüne koyulan doz önemlidir.
Gıda katkı maddelerinde bulunan “E” kodları katkı maddesinin türü ve işlevi hakkında bilgi vermektedir. Hemen hemen her paketli gıda da küçük bir miktarda olsa bulunmakta olan katkı maddelerinin yıllar sonra veya daha hızlı birikimine bağlı olarak göğüs ağrısı, yanma, uyuşukluk, çin lokantası sendromu, diyare, alerji gibi birçok yan etkisi gözlemlenmektedir.
Bu nedenle bilinçli tüketici olup etiket okuma alışkanlığı kazanmalı gıdaların içeriği hakkında bilgi sahibi olmalıyız. Sağlıklı olan gıdaların tüketilmesi tüketicilerin en büyük hakkı olduğu unutulmamalıdır.
BESLENME TEDAVİSİ
Riboflavin (B2)
Maizels vd.’nin 2004 yılında yaptığı randomize çalışmada, bir gruba 400 mg riboflavin, 300 mg magnezyum ve 100 mg gümüş düğme bitkisi ve diğer gruba da 25 mg riboflavin verilmiştir. Üç ay süren ve 49 denek ile yürütülen çalışmanın sonucunda, her iki grupta da migren sıklığında ve belirtilerinde azalma görülmüştür. Ayrıca bu çalışma ile 25 mg riboflavin alan grubun migren sıklığını ve belirtilerini azaltmada daha fazla etki gösterdiği saptanmıştır.
Koenzim Q10
Elektronların transportunda görevli olan koenzim Q10 migren tedavisinde kullanılmaktadır. Rozen ve arkadaşları migrende önleyici tedavi olarak koenzim Q10’un etkinliğini değerlendirmek amacıyla 32 hasta incelemişlerdir. Çalışmanın 3. Ayında 150 mg/gün koenzim Q10 alan hastalarda migren baş ağrılarının %50 azaldığı bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarında migren profilaksisinin koenzim Q10 kullanımı ile düzelebileceği düşünülmektedir.
Kobalamin (B12)
Migrenli hastalarda serum B12 vitamini seviyesi sağlıklı hastalara göre daha düşük bulunmuştur. B12 vitamini düşüklüğünde homosistein değeri yükselirken kan pıhtılaşmasını etkileyerek serotonin seviyesi düşmektedir. Bunun sonucu migren oluşmaktadır. Günde 100mg kobalamin takviyesi almanın homosistein seviyesinin istenilen düzeyde kalmasını sağlayacaktır.
Piridoksin (B6)
Et ürünlerinden alınan bir aminoasit olan homosistein, vücutta yeterli miktarda B6 , B12 ve folik asit bulunduğunda zararsız olan başka bir aminoasit çeşidine dönüşmektedir. Yeterli B6, B12 ve folik asit bulunmadığı takdirde dönüşüm olmuyor ve homosistein düzeyinin yükselmesine neden olmaktadır. Damarların sertleşmesine neden olan kardiyovasküler hastalıklar açısından risk haline gelmektedir. Aynı zamanda nörolojik bir hastalık olan migren içinde risk oluşturmaktadır. Günde 10 mg B6 vitamini alımında migrene karşı etkili olacağı düşünülmektedir.
Magnezyum
Magnezyum intraselüler sıvı için en önemli katyondur. Vücudun metabolik aktivilerinde önemli bir mineraldir. Kemikler, kaslar, diğer doku ve kanda bulunması magnezyumu eksikliğinin tanısında zorluğa neden olmaktadır. Hipomagnezemi nedeniyle kramplar, çarpıntı, nefes darlığı ve migren gibi rahatsızlıklar görülmektedir.
Magnezyum eksikliğinin oluşmasında yiyeceklerdeki magnezyum miktarının azalmasından kaynaklandığı gibi kötü beslenme, alkol tüketimi ve bazı ilaçlar etkendir.
600 mg magnezyum alımının migreni azalttığı bulunmuştur. Magnezyum içeriği yüksek olan gıdalar; badem, ceviz, fındık gibi kuruyemişler, kurubaklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllardır.Böbreklerde atımı gerçekleştiği için böbrek rahatsızlığı bulunan hastalar magnezyum tüketiminde dikkatli olmalıdır.
Eliminasyon Diyetleri
Besinlerin bazı kişilerde allerjenik etkiye neden olduğu bilinmektedir. Bu durumlarda ise migren atakları gelişmektedir. Besin alerjisi ve IgG antikorları ilişkisi incelenmiştir.
IgG’nin pozitif olduğu gıdalar belirlenmiştir. 266 gıda pozitif yanıt vermiştir. 30 hasta diyetisyen tarafından bilgilendirilip. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrılmış ve bir gruba eliminasyon denilen IgG negatif olan gıdaların yer aldığı diyet uygulanmıştır. Migren atakları, sayısı, baş ağrısı şiddeti ve farmakolojik tedavinin dozunda eliminasyon diyeti uygulanan grupta diğer kontrol grubuna oranla azalma bulunmuştur. IgG pozitif gıdaların vücutta oluşturduğu inflamasyon migren oluşumuna neden olmaktadır. Böylece hastaların beslenmesinde bazı gıdaların arındırılması migren tedavisinde başarılı olarak bulunmuştur.
Kasımpatı ve Migren
Kasımpatı kronik baş ağrısı tedavisinde uygulanması için birçok çalışma yapılmıştır. Çalışmalar olumlu sonuçlar vermiştir. Tedavi gören migren hastalarında ataklarda büyük oranda düşüş gözlemlenmiştir. Migren tedavisinde uygulanabilir olduğunu göstermektedir.
Papatya ve Migren
Papatyanın enfeksiyon önleyici ve ağrı kesici olarak bazı bölgelerde kullanılmaktadır. Randomize olarak iki gruba ayrılarak yapılan bir çalışmada bir grup placebo diğer grup papatya yağını kullandığında papatya yağı kullanan grupta baş ağrılarının azaldığı ve auralı migrenin eşlik ettiği bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyeti gibi yan etkilerin önlenmesini sağlamıştır.

Bir Cevap Yazın